yavuzhan
28 kez start alıp 14 birincilik,9 ikincilik,1 dördüncülük alıp 4 kezde tabela dışı kalmış, sahibine 286,620,000,000 tl kazandırmış,bildiğim tüm ganyan bayilerinde fotografı olan ve tüm yarış severler tarafından sevilen ender atlardan biri.
tam olarak emin olamasamda bir donem nurtay isimli bir ekuri ile kostugunu hatirladigim efsane..
puanlılarda (111111) efsanesini uzun süre devam ettirmiş şampiyon.
karakterli at derlerdi ona,kaybettiği son yarışlarından birinde jokeyini çiğnediği,sakinleştirilemediği bile söylenir,gözlerimle görmedim ama… en güzel yarışlarını en başlarda koşmuştur,a grubu araplar arasında yarışmasına karşın mirhat,tansel gibi efsanelerle birlikte koşmamış,koşturulmamıştır… ancak caş gibi başka bir mükemmel atla koşmuş ve ekürisine çok geçilmiştir…olan bunların arasında kalan bir başka karizma haberbatura olmuştur… yıllar sonra bu atları hatırladğımıda hala yüzümün tebessümle,mutlulukla dolmasını eski günleri aramakla açıklayabilir misiniz peki..bilmiyorum…
bir calismasinda gozunu kaybeden yavuzhan, gulerceler ekurisiyle mont yuzunden anlasamayan suleyman akdi (imparatore)’ nin bu kusurunu bilmesi ve ters tarafını kollamasiyla zaman zaman delikanlılık disi sekillerde kaybetmistir.
yavuzhan’ı sadece yarışseverler değil ata ismini veren sahibi yavuz gülerce de unutamamış ve yavuzhan’a foça’daki çiftliğinde bir anıtmezar yaptırmıştır. seyisi, yavuzhan öldüğünde hastalandığını günlerce yas tuttuğunu söylemiştir. yavuzhan işte böyle bir efsaneydi…
birinciliğe koşarken gözlerimi dolduran beni ağlatan şampiyon, ben hiçbir atı böyle sevmedim.vay be
1996-99 yılları arasında koştuğu 45 yarışın 28′ini kazanmış, 1996 yılında 9 yarış üst üste birinci olarak en iyi serisini yakalamış, vefat haberi tüm at yarışı camiasını derinden sarsmış efsanevi arap atı.arap ati gibi sonradan acilmak deyiminin esin kaynağı denilebilecek bir attır.
anıt mezarı olan efsane arap atı…(bkz: bunuda mı görecektik)
yaris kazanmasi icin mutlaka yaninda atak yapan, rekabet eden bir atin olmasi gerekirdi, hatta bu nedenle hep ekurili kosardi*. sih tahanin gectigi yarista da ekuriler birbirini gazlarken, sih taha* ters taraftan yaptigi atakla gelmistir. bunu goren yavuzhanin sahipleri sonraki yarislarda, at sagli sollu gazlansin, ters atak yemesin diye iki ekuri ile kosturmuslardi*.
katıldığı yarışları büyük çoğunlukla burun ffarkıyla kazanmasıyla ünlenmiş,kendini özleten eski şampiyon at.
hatırlarımda bır arkadasın evıne gıtmıstım duvarda bı at resmı vardı. bu ne dedım. o da bu benım atım ne zaman yazsam kazanır bana mılyar kazandırdı demıstı. ıste o zamandan berı tanırım bu atı. kımseler gecemezdi hep geriden gelirdi ama bilirdiniz son 50 metrede gececegini. bı ara yavuzhan bır daha yarıs kazanamasın kı dıye baslıyan yemınler ederdı ganyan tutkunları. sih tahaya gecilmistide olay olmustu. simdi o arkadasin erkek oglu oldu adınıda yavuzhan koydu. iste bu denli sevilesi bir atti.
nurbiye gulerce isimli sahibinin, sayesinde hara kurdugu at. bizim burdaki ganyan bayiinin ismi ayrica. yavrusu alinamadan bagirsak dugumlenmesinden olmustur bu efsanevi at. en buyuk ozelligi rakibe gore kosmasiydi.
rakibiyle dalga geçerek yarış kazanan ve at yarışının efsane öykülerini yaratan kişilik sahibi hayvan
xxv.hilalüzzaman 54/75 - 26.kemiyetülirak orjinli şampiyon arap atı. zamanının tüm iyi atlarını hepsini geçmiştir ve bütün büyük koşuları kazanmıştır, bu sebeple kendisine şampiyon denilmektedir.yavuzhan ın diğer şampiyon oldugu iddia edilen mirhat ve tansel gibi atlarla koşturuldugunda ortaya çıkılacak sonuç büyük merekla beklenmekteydi ama bu üçlünün birlikte koşmaması için bunun gayet mantıklı sebepler vardı. 1-önemli koşuların pek çoğunun devlet harasında yetişen atlara özel olarak yapılması. (mirhat ve tansel özel harada doğmuştur)2- mirhat ve tansel in yarım kan oldugu hakkında çıkan iddialar(belkide iddiadan daha fazlasıydı çünkü ne mirhat nede tansel arap atına pek benzemiyordu, fizik olarak her iki atta oldukça iriydiler ve padoka çıktıklarında çogu kişi bunlara ” aaa yanlışlıkla ingiliz atını çıkarmışlar ehheheheheh” diye gülerdi. ne mirhat ın nede tansel in hiç bir kardeşi fiziksel olarak onların boyutunda olmamıştır ve hepsi eşek diye nitelendirilebilecek atlardır.)herşeyi göz ardı edip bu üç atın bir arada koşmuş olsa ne olabilirdi sorusu hala pek çok kişiyi merak ettirir. yavuzhan yanına gelen ata göre koştugu için bu atlarda pek arap atı gibi olmadıklarından ve yavuzhan daha önce bu kadar hızlı atların yanında bir yarış boyunca koşmadığından(galoplarda ingiliz atlarının peşine takılmaya çalışmışlıgı vardır.) dolayı tüm gücünü harcayacaktı buda büyük ihtimalle onun ölümüne neden olacaktı. elbette yavuzhan(ım) bu yarışı kazanmadan ölmeyecekti…
sıh taha ya geçildikten sonra pek düzen tuturamayan , yavuzhan caş ekürüsünün ne yaparlarsa yapsın (bkz: mirhat)ı geçemeyeceklerini düşündüğüm (vali kupası gibi katılabilecekleri yarışları mirhat yüzünden pas geçmişlerdir)altılı ganyanda tek yazılabilecek sağlam şampiyon arap atı.
pre-internet yıllardı, canımız çok sıkılıyordu . sağda solda tek tük vardı da henüz bu kadar yaygın kullanılmıyordu belki de. bir bilgisayarımız bile yoktu, cennet mahallesi zafer sokak’taki dubleks öğrenci evimizde. tek eğlencemiz pipimizdi o yıllarda. sıkıldıkça açıp oynuyor, oynarken vaktin nasıl geçtiğini farketmiyorduk bile. italyanmaz’la yaptığımız centilmenlik anlaşması gereği, herkes kendi odasında oynuyordu yalnız pipisiyle. sadece elektrik kesintisi olduğunda can sıkıntısı tavan yapıyor, o zaman bir araya gelip mum ışığı altında duvara karşı hacivat-karagöz oynatıyorduk . bir sefer duvar yerine arka sokağa bakan camın perdesinde de oynatmıştık ya, aniden ahlak zabıtası-meraklı genç kız ve azgın dullardan oluşan bir kalabalık camın altına toplanınca derhal son verdik bu deneysel çalışmaya.sonra bir gün televizyon aldık, üst katta eski gazetelerden oluşan yığının arasına kaldırdık pipilerimizi; bir gece atv’de emmanuel oynayana kadar da indirmek aklımıza gelmedi. at yarışı denen şeye bulaşmamız, nah bu televizyonun eve girmesinden sonra oldu. ilkin üç beş eski tl okul harçlığı çıkarmak için başladığımız bu meret, kısa süre sonra okul harcı, sigara parası gibi giderlerimizi de yutan açgözlü bir deve dönüşmüştü. artık geceler boyu bülten çalışıyor, hocalarımızın ülke ekonomisini kurtaralım diye öğrettiği istatistik formüllerini atların derecelerini tahmin etmekte kullanıyor, mustafa denizli’den öğrendiğimiz bir teknikle zihnimizde sanal at yarışları düzenliyorduk. öyle bir hale gelmiştik ki, bir gün italyanmaz elinde at yarışlarının tüm sırlarına vakıf bir ajandayla çıkageldiğinde kendisine inanmakta bir dakika bile tereddüt etmemiştik. “maiden arap atları koşusunda plase at birinci gelir” şeklinde tartışılmaz mühim bilgilerle dolu bu ajandaya bağlı kalarak yaptığımız ilk kuponun tutması sonucu, hatırlıyorum da, 8 eski tl falan kazanmıştık. o yıllarda…hiçbir boka yaramıyordu o yıllarda sekiz eski tl; üstelik 3′e bölünce iyice trajik bir hal alıyordu. bu yüzden italyanmaz’la sinsice bir plan yapıp üçüncü ortağı hunharca katlederek aradan çıkardık. cesedini bir sandığa tıkıp ailesini yemeğe çağırarak söz konusu sandığın üstünde hep beraber bir de yemek yedik. sonra yine at yarışına, formüllere, bültenlere döndük. o yıllarda bir at vardı ki, bültenmiş formülmüş her sırra vakıf ajandaymış vız geliyordu. o at, yavuzhan’dı güzel kardeşim. pek binary bir attı bu yavuzhan; yarış kariyeri tamamen 1′lerden oluşuyor; bülteni eline alıp yavuzhan’ın geçmiş koşularına baktığında, neo’nun matrix’te gördüğünden farklı bir şey görmüyordun. hal böyle olunca pek de bir şey kazandırmıyordu tabi hayvan; mecburiyetten 1.05 ganyan veriyor o da hiçbir derde deva olmuyordu. bu şartlar altında imar bankası’nın dolara marka çok çok kazandıran atına oynamak yapılacak en akıllıca şeydi elbette. ama biz yine de gözümüzü ondan alamıyorduk. yavuzhan alelade bir at değildi çünkü. onu diğer tüm at milletinden ayıran bir özelliği vardı. yavuzhan her yarışını kazanıyor, ama mutlaka burun farkıyla kazanıyordu. yarışın sonuna doğru kendine bir at seçiyor, sonra onunla atbaşı potaya giriyor ve nihayetinde burnunu uzatarak finiş sonrası gelen fotoya bakmakla mükellef yarış komiserlerini gereksiz mesaiye sevkediyordu. küçükken kendisini inşaatın kuytusuna çekmişlerdi de ondan mı böyle yapıyordu yoksa at yarışı denen illetin müptelalarına üstü kapalı bir mesaj iletmeye mi çalışıyordu yoksa sırf heyecan olsun diye mi bunu yapıyordu bilemiyoruz. belki yarıştan sonra kendisine mikrofon uzatılsa neden yaptığını söylerdi; ama o yıllarda dahi hiçbir spor muhabiri bir ata mikrofon uzatacak kadar kafayı sıyırmamıştı. biz bu yüzden seviyorduk yavuzhan’ı. atın iyi kötü bir karakteri vardı belli ki. fakat bu sevgimiz beyaz camın ardından bakmaktan daha ileriye gitmiyordu. kendisini ne bir kez ahırında ziyaret etmiş, ne yemesi için taze ot götürmüş ne de padokta terleyip sıçtığını görebilecek kadar yakınına sokulmuştuk. es kaza otobüste yanımıza otursa dahi tanımazdık. hoş, tanısak ne olacak. italyanmaz bir gün heyecanla eve gelse ve “bugün otobüste yanıma bir at oturdu, galiba yavuzhan’dı” dese ben ona inanmaz; dahası soluğu derhal köşe başına açılmış ve durmadan açılmakta olan kontörlü telefonculardan birinde alarak annesini arar ve “sakine teyze, galiba oğlunuz uyuşturucu ya da benzeri bir boka bulaşmış. hayın evlat. vasiyetinizi tekrar gözden geçirmek ister miydiniz” diyerek kendisini bir güzel fişteklerdim. uzatmayayım, bir izmir koşu günü olsa gerek. “hava o kadar sıcaktı ki tutuşur diye osurmaya bile çekiniyorduk” diyeceğim ama yalan. sıradan bir hafta sonuydu. televizyon karşısına kurulmuş, çay-sigara-geyik ve at yarışı bülteninden mürekkep bir sofra kurmuştuk yine. ben kendime bir fabrikatör kızı ayarlamış, at yarışından elimi eteğimi çekmiştim. spor olsun diye bakıyordum artık yarışlara. gel gör ki, biraz sonra başlayacak yarışta yavuzhan koşacaktı. kuponlar hazırlanmış, tam bayiye gidilecekken, at yarışını bırakmış olmamdan dolayı ganyan bayine gönderilmeyeceğimden emin olmanın da rahatlığıyla ve şeytanın cüzi miktarda dürtmesiyle birden ufak bir ikili oynamak geldi aklıma. ama artık at yarışı oynamıyordum ve dolayısıyla oynamamanın şanına yaraşır, kazanma umudu barındırmayan bir kupon yapmam gerekirdi. ben de öyle yaptım. yarış kariyeri sayısız birincilikle dolu yavuzhan’ın koştuğu ayakta, “yavuzhansız” bir ikili oynadım. inönü stadını bilenler için söylüyorum; yarış koşulacak ve yavuzhan ilk ikiye bile giremeyecek anlamına geliyordu bu kupon. geri kalan 5 atı da -ki hepi topu 6 at koşuyordu- iki gruba ayırıp birincilik ve ikincilik hanesine doldurdum. artık tek gereken yavuzhan’ın ilk ikiye girememesiydi; ki bu bugüne kadar hiç olmamıştı. derken atlar start hakemliği emrine girdi, start verildi ve …start verildi ve koşu başladı. hemen ardından bir mucize oldu. öyle ki şu anda ben yazının burasına bir reklam almak için başvuruda bulunsam, az sonra olacakları okuyacak olan pek çok firma bu alana reklam, bilemediniz ‘göz yormayan banner’ vermek için birbirini dürtüklerdi. çünkü yarış başlamış ve akılalmaz bir şey olmuştu. yavuzhan, at yarışı tabiriyle “start’ta kalmıştı”. ki inönü stadını bilenler için söylüyorum; bu, yavuzhan’ın işaret verildikten sonra önündeki kapıyı açıp yarışa başlayamadığı anlamına geliyordu. uzunca bir süre de başlayamadı zaten. bir an şeytanla gözgöze geldim. yarışın neredeyse yarısı tamamlanmıştı ve yavuzhan koşmaya yeni yeni başlıyordu. artık ne yarışı kazanabilir ne de ilk ikiye girebilirdi. hayatımda ilk kez öylesine de olsa bir risk almıştım ve karşılığını görmem an meselesiydi. elimdeki yavuzhansız ikili kuponuna sıkı sıkı sarıldım. bundan sonra tek yapmam gereken yarışın tamamlanmasını beklemekti. hatta beklemesem de olurdu çünkü geri kalan tüm atları birincilik ve ikincilik hanesine yazmanın yanısıra bir de sırasız bahis oynamıştım. kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla; birinci ve ikinciyi sıralı olarak bilmem bile gerekmiyordu. kısacası kaybetmem imkansızdı. atlar son düzlüğe girdi ve sonra hiç beklemediğim bir şey oldu. okul önlüklerinde balinleriz balinleriz… okul formalarında balinleriz balinleriz… yakalık takarız okula koşarız birlikte çoşarız balinleriz…hayır, yavuzhan inanılmaz bir koşu yaparak burun farkıyla yarışı kazanamadı. yavuzhan ilk ikiye de giremedi o gün. sırf gerilimi ayakta tutup üç kuruşluk reklam alabilmek için at yarışına uzak okuyucudan sakladığım küçük mü küçük bir ihtimal gerçekleşti sadece. şöyle ki, bir at hem birinci hem de ikinci olamayacağı için, atları gruplara ayırmam gerekiyordu. kalan beş atın üçünü bir haneye diğer ikisini de ikinci haneye yazmıştım. sırasız bahis oynadığım için, yarışı hangi hanedeki at kazanırsa kazansın farketmiyordu. tek bir şartla; aynı haneye yazdığım iki atın ilk ikiye girmemesi gerekiyordu. olan da tam olarak buydu işte. ihtimal küçüktü, ama kazanmasın diye oynadığım ve sonra kaybetmesi imkansız bir hal alan kuponumu yatırmaya yetmişti. tekrar baktığımda şeytan kıs kıs gülüyordu. yavuzhan o yarıştan sonra 6 ay kadar ceza aldı ve fenerbahçe maçlarını şeref tribünü yerine kale arkasından seyretmek zorunda kaldı. ben de hayatıma kaldığı yerden devam ettim. bir daha at yarışı oynamadım. at yarışlarında edindiğim istatistik pratiğini derslerimi geçmek için kullandım. günün birinde bir final sınavında hoca tahtaya sınav sorusu olarak “risk nedir” yazıncaya dek. her ne kadar sahara fotokopi’den eski sınav sorularını almış ve sorunun cevabının boş kağıda “risk budur” yazmak olduğunu biliyor olsam da, dayanamadım ve bir ukalalık yaparak yukarıda anlattığım hikayeyi sınav kağıdına aktardım. sonuna “risk budur” yazdıktan sonra kendimden emin adımlarla salondan çıktım. “kesin yüz alırım” diyordum ama içimden bir ses hocanın ilk paragraftaki pipili kısımdan bir kaç puan kıracağını söylemekten geri durmuyordu. “95 bilemedin 90″ derken sınav sonucu açıklandı. herkes boş kağıt verdiği için hocanın kağıtları okuması uzun sürmemişti. bir de ne göreyim: bütün sınıf 100 alıp geçerken, bir ben 20 alarak kalmışım. derhal soluğu hocanın odasında alıp “neden” diye sordum. “yavuzhansız ikili’den ala risk mi olur?”. hoca da bana aldığım risk olarak kabul edilse bile, diğer atların tamamını kupona yazıp üstüne bir de sırasız bahis oynayarak -ki burada parmağıyla sınav kağıdındaki altı çizili “kaybetmem imkansızdı” cümlesini gösterdi) risk alırken dahi kendimi garantiye aldığımı ve bu yüzden aslında benim risk almaktan ne kadar uzak bir insan olduğumu söyledi. baktım “hocam sözlü yapsanız, ama gidiş yolu, bandırma’dan höşmerim getirdim yer misiniz” türü yakarışlarım da fayda etmiyor, hiç olmazsa merakımı gidereyim diye son bir soru sordum: “madem ben riskin ne olduğunu bilmiyorum, neden sıfır değil de yirmi verdiniz?”meğer baştaki pipili kısım hoşuna gitmiş ibnenin!bütünlemede sorduğu “why?” sorusuna “why not” cevabı vererek 100 alıp dersten geçtim. bir daha yavuzhan’ı ne gördüm ne de haberini duydum. kendisini tamamen unutmuştum. ta ki bir akşam üstü topkapı otobüsünde gelip yanımdaki koltuğa oturana dek! usulca kulağıma eğildi ve “o gün start’ta senin için kaldım, konor” dedi. sonra anlatmaya başladı. bir kaç yıl önce yarış kariyeri bitmiş. bir harada damızlık olarak iş bulmuş kendisine. maaşı iyiymiş ama mutlu değilmiş. “lafı uzatmanın alemi yok, seni seviyorum, sana aşığım, üstelik birikmişim de var. kabul edersen bundan böyle hayatımın kalanını seninle geçirmek istiyorum” dedi.anlatsam nasılsa kimse inanmaz diye, kabul ettim.
esasen en büyük çekişmeyi osman hattat’ın bozdağsı ve afak günyaşar’ın halidiyle yaşamış; hafızan yamultmuyorsa halid sakatlanmadan önce beraber koştukları 4 yarışın 2 si yavuzhanın birinciliği halid’in ikinciliği, diğer ikisi de halid’in birinciliği yavuzhan’ın ikinciliği ile bitmiştir.yavuzhan izmir’i halid adana’yı tercih ettiğinden, adanalı yarışseverler halid’i daha çok tutar ve severlerdi.
ganyani 1.05 olan atti, sariliktan olmustur, at yarisi tutkunlari iki ati hicbir zaman unutmayacaklardir birisi ingiliz ati bold pilot digeri arap ati yavuzhan’dir, yavuzhan daha bir anadoluludur, ingiliz atlariyla yarissa onlari gecebilecegi bir efsane gibi konusulurdu ganyan bayilerinde.sih taha ancak burnundan kan geldikten sonra yavuzhan’i gecebilmistir.yavuzhan cok ama cok gururlu bir atti, boyle atlara kamci vurulmaz. halis karatas cok kamcilamistir kusturmustur hayvani ondan sonra yarislari kaybetmeye basladi, sonrasi da fazla surmedi sariliga yakalandi, hipodromlara donemedi bir daha.
son koşusunda, yanilmiyorsam 1999′un ekim ayiydi , süleyman akdi’nin bindigi efsane at ,güzel hayvandi.çoğu ganyan bayiinde resmi vardir.
kimse onun kadar iyi arkadan gelmek fiilini icra edemedi.
BU KONU HAKKINDA SİZ DE HEMEN YORUM YAPABİLİRSİNİZ !





VALLAHİ NE DİYEYİM TANSEL BENCE DAHA BÜYÜK BİR ATTI
yavuzhan gibisi ne geldi nede gelir o herzaman tekti ve tek kalacak.
EFSANELER ASLA ÖLMEZLER…yürü be YAVUZHAN kim tutar seni
(ama ne olursa olsun gönül isterdi ki yavuzhan mirhat çekişmesine şahit olabilseydik)toprağı bol olsun kraldı o kral
araplarda yavuzhan ingilizlerde bold pilot yarışçıların illaki unutamayacağı,yarışçılıkta yerleri hep özel olan o unutulmaz şampiyonlar
adım tansel. ve bu yüzden tanseli ilk koştuğu ve çok atın koştuğu ve bende tek olup ortadan birden çıkıp kazandığı koşudan itibaren takip ettim. çoğu kez v.efendiye gittim. birlikte resmimiz var
bence yanlış koşturulup sakatlanmasaydı yavuzhanın adı bile olamazdı yanında. kazandığı bir yarıştan sonra önümden topallayarak geçtiğini görmüş kahretmiştim jokeyine. büyük at gelmez birdaha böylesi.
aslındayavuzhan gibi hisli bir arap atı ne gelecekte nede bundan sonra gelemez nedenide şu hayvan koşmuyor adeta dalgasını geçiyordu eğer sülo piçi onun gözünün kör olduğunu bilmeseydi sıhtıha hep 2 olarak kalacaktı ekürisi caşta fevkalade bir attı yavuzhanı seyretmek vebize seyrettiren gülrcelere sonsuz teşkler mirhatta tanselde naylon atlardı
o bir şampiyon kalbimizdesin sen yavuz han yavuzhandan sonra ilk onun gibi görünen yeni bir şampiyon geliyor ayabakan